14 Haziran 2020 Pazar

SEVGİLİ KRAL’IN HAVUZU



 Antalya’nın çok bilinmeyen yavaş yavaş ta ziyaretçi akınına uğrayan güzelliği Kral Havuzunu ziyaret ettim. Bu güzelliğe ulaşmak için arkadaşlarımla yaşadığımız anları paylaşmak istiyorum. Herzaman böyle güzel heyecanlı bir plan yapmak için sizi tetikleyen birileri olmalı hayatınızda. Benimde öyleydi. İzmir’den Antalya’ya ziyaret amaçlı gelen kız arkadaşım Öznur gelip sevdikleri ile kısa zamanda vakit geçirmek  için plan yapıp beni aradı. Tesadüfen internet sayfalarında Kral Havuzunu fotoğraflarından beğenerek ani bir kararla burayı ziyaret etmek istediğini benimle paylaştı. Madem öyle diyerekten ertesi gün çoktan öğlen   vakti  yoldaydık.

 Antalya’nın Serik ilçesinde Gebiz beldesine bağlı Kozan Köyünde bulunan bir doğa harikası burası. Kral havuzuna gitmek için Antalya Gebiz yolu üzerinden ilerlemeye başladık .Gebiz’e geldikten sonra ortalama 20 km daha yolumuz vardı. Ve  tabelalar biraz kafa karıştırabiliyordu.  Navigasyona  önce Kozan köyü yazarak  asfaltta devam ettik . Sonra bir yerde tıkandık ve yanlış yola girdiğimizi anladığımızda artık çok geçti. Ortalama  7 km yolu geri dönmek zorunda kaldık. Belli bir süre sonra benim internetim çekmemeye başladı. Sadece Öznur’un interneti aktif ki ama  şarjı bitti J Allah’a emanet bir süre yollarda keyif çıkara çıkara gittik. Tabi bulamadığımız için hem eğleniyor hemde göremeden geri dönecekmiş hissi oluşmaya başladı. Aracı süren arkadaşımız Aykut “Hemen pes etmeyin , Kral’ı ziyaret etmeden dönmek yok ” dedi. Telefonu şarj ettikten sonra navigasyona “Pednelissos Restoran” yazarak yolu bulmaya çalıştık. Hatta bir ara yanımıza aldığımız piknik malzemelerini açıp artık pikniğimizi yapıp gidelim diye düşündüm. Yolu bulmak için belki yirmi kişiye kadar  sorduk. Restorana gelmeden çatısında Türk bayrakları asılı bir taş evin önünde iki sevimli nineye yolu bir kez daha sorduk. O kalplerinden geçen yardımseverlikleri ile  kabristanı geçtikten sonra diye tarif ettiler. Ama sonrasında bir kabristan daha var. Artık ulaştığımızda akşam beş olmuştu. Ormanın içinden ortalama yirmi  dakika patika yoldan kırmızı beyaz çizgileri takip ederek  kadar yürüdük.


 Hedef görünmüştü artık. 400 metre yükseklikte bulunan Yukarı Uçansu Ve Aşağı Uçansu şelaleleri ile zirvesindeki Kral Havuzunu her şekilde görmeye değer olduğunu hepimiz anladık. Hayal edin, ormanın için de şehrin gürültüsünden tamamen uzak bir yerde doğal havuza girip cenneti tadıyorsunuz. Bu tada sadece Aykut bakarak muhteşem ötesi bişey olduğunu bize anlattı.  Yola çıkmadan önce Gebiz’in içinde küçük marketten piknik için alışveriş yaptığımız malzemeleri, evden getirdiğim örtünün üstüne koyduk. 1 şişe şarap ve yanında hafif yiyebileceğimiz peynir, galeta ve meyve. Suyun kenarında ağaçların altında  sakin bir yer bulup artık doğanın içinde mis gibi  havanın zevkini çıkardık. Fotoğraf çekmeye de kimse doymuyor.  Kadehler tokuşurken sadece güzel şeyler konuşmaktan ötesi yok gerçekten.  Bol bol gülerken, stres attığını tüm bedeninin ayak uçlarına kadar hissediyorsun. 

 Hava kararmaya başlarken, bu yolun birde dönüş düşüncesi aldı derdim ama, sonuçta gülen suratlar ortaya çıkınca pek gerek kalmadı. Başından sonuna kadar macera dolu bir gün anılarımıza güzel bir kare olarak eklendi.


Ruhuna katkıda bulunmak isteyen herkes buraya mutlaka uğramalı!




 

 

 

 


8 Haziran 2020 Pazartesi

Paflagonya’da Amastrist’den Amasra’ya ...



“La la Çeşm-i Cihan bu mudur ola” Fatih Sultan Mehmet’in sözüyle bir giriş yapayım. Dünyanın gözbebeğidir benim memleketim.  Ey  Fatihim sen fetetmeseydin nereli olurduk kimbilirJ Mustafa Kemal Atatürk‘te “ölmeden önce herkesin görmesi gereken Cennet”demiş. Karadenizin incisidir Amasra .

Hayatımda ilk kez ayaklarımı denize soktuğum gün ayaklarımın altında minik yengeç yavruları gezindiğini farketmiştim. Önce anlamaya çalışmıştım ve sonra o minik yengeçcikler kabuklarından çıkmaya çalışırlarmış meğer. Ve ordan yeni hayatlarına doğru … Suyun rengine  uzaktan bakınca mavi yeşil,yakından bakınca dupduru olur hep. Denize ilk girdiğim günü hatırlıyorum da  , beni çok korkutmuştu. Ama sonrasında ayrılmak daha zor gelmeye başlamıştı. Amasra’nın havasına da suyuna da alışınca ayrılmak her türlü zor gelir insana. Lise zamanında seyahat acentacılığı ve tur operatörlüğü okuduğum için tatil dönemlerinde rehberlikte yapmıştım. Bakanların gelip gezime katıldığı gün heyecandan kalbim patlayacak sanmıştım. Tüm Tv programcılar da olunca insanın karşısında daha bir eğlenceli hale gelmişti. Direklikayanın orda bir kayaya çıkıp Amasra’nın tam tarihi anlatacakken dilim tutulmuştu. Öğretmen grubu da olduğundan,  bana destek için kocaman bir alkış kopararak adımla beraber beni kendime getirip özgüveninim yerine gelmesini sağlamışlardı. Kendi anılarımdan biraz çıkıp Amasra ‘yı ufaktan bir tur attırayım. Hatta öncesinde o kayanın üstünde anlattığım  Amasra adını nasıl aldı kısa anlatayım.

Amastrist Amasraya’ya adını veren Kraliçedir.3 bin yıllık bir aşk hikayesidir bu. MÖ. 2. YY. da yaşamış olan Pers prensesi olan Amastrist’in hayatı siyasi evliliklerle geçmiş. Amastris İskender’in baldızıdır. Büyük İskender’in son Pers işgalini kazandığı sırada generali olan Craterus’u Amastris’le evlendirilir. Fakat çok geçmeden bu evlilikte son bulur ve başka evlilikleri de olur. Tüm evliliklerden iki çocuğu dünyaya gelir. Bu zamanlarda Sesamos olarak bilinen Amasra’ya hayran kalır. Bu kentin adını AMASRA olarak değiştirir ve kenti hemen imar ettirir. Amastrist çok güçlü olmasının bedelini MÖ.284 yılında kendisini çekemeyen oğulları tarafından boğularak öder. Ama bu güzel kasabayı bize hediye olarak bırakır.

 


Boztepeden hemen başlayalım. Birçok kişi  oraya sevgilisi ile rahat rahat görüşmek için en tepesine kadar çıkıp ordan  güzel manzaranın tadını çıkartırlar. Sevgili dediysem aileler de elbette çıkabiliyor JMis gibi kokan susam çiçeklerinin arasında vakit  geçirmek bambaşka bir duygudur.

Kemere köprüsünde dur bakalım.  Sormagir ve zindan kalesini birbirine bağlayan köprüdür.Boztepeye çıkmak için önce bu köprüyü aşmanız lazım. Ama öncesinde köprüde bol bol zaman geçirin ki güzelliği içinize çekin. Bir tarafında tavşan adası diğer tarafında Boztepe . Tavşan adası adı üstünde tavşanlar yaşıyor hala. Avlanman yasak tabi. Arada balıkçılar gidip yemek bırakırlar. Dürbünle bakarsanız   mutlaka kadrajınıza birtanesi girer.

Kaleiçine doğru ilerleyelim artık. Bizans dönemine ait Cenevizliler tarafından ciddi onarımlar görmüş ve kalenin her bir köşesinde çok değerli eserler yer almaktadır. Cenova armaları ,eros medusa, kartal,öküzbaşı gibi figürler vardır. Atatürk portresinden de bir panorama çekmeden olmaz.

Direkli Kayaya doğru inelim şimdi.  Cenevizlilier tarafından geçmişte inşa edilmiş ve asıl amacı  önce denizi gözeklemek olduğu biliniyor. Kraliçe Amastrist’e ait  için bir havuz yapılmış içerisine.Günümüzde yine hoşça vakit geçirilebilecek bir yer kesinlikle.

Hadi buradan tarihi çekiciler sokağına geçelim. Değerli zanaatkarların ellerinden El emeği göz nuru dediğimiz, aklınıza gelebilecek birçok yöresel hediyelik eşyayı burada bulmak mümkün. Asıl işin kökü ağaç oymacılığı elbette. Farkı da bu zaten.

Kadınlar pazarına girmeden olmaz. Amasra şivesiyle Galla Bazarı J Vefakar ve emektar kadınlarımızın ellerinden doğan cennet bahçesi burası. Bakraçlarda yapılan köy yoğurtlarından,peynirlerinden  tutun , tazecik kendi yetiştirdikleri sebze-meyveye , reçellere kadar. Bu yöresel ürünler için bu pazara uğramadan geçilmez. Tontiş teyzelerle biraz sohbet için mutlaka girmeniz lazım.

Alışveriş bittiğine göre Mendirekte biraz dinlenip biraz  da yürüyüş yapalım. Sağ tarafında küçük küçük balıkçı  tekneleri sıra sıra dizilidir. Hepsinin çok güzel isimleri konulmuştur. Küçük esnaf balıkçı lokantalarında balık salata yemeden ayrılmayın. O salatayı dünyanın hiçbiryerinde yemek asla ve asla mümkün değildir. Yaz mevsimi geldiğinde küçük esnaflar midye tavacılar ,gaydurmacılar açar tezhahlarını. Yimeden edemesiy ha. Ben anatayında sen dinle J Enerji depolandığına göre   dalgakıranın üstünde gezmek ayrı bir havaya sokar  insanı arada  aman dikkat başdöndörür.

Bedestenimiz var birde .Yeşillik içinde bir yürüyüş istersen bedestene doğru yol almalısınız. Amasraya adımı attığında oksijeni içine çekerken anlarsın havasının ferahlığını. İyice  depolama yapın ki  her zaman bu havayı bulmak nasip olmaz. Havasıyla insanı  sarhoş eder.

Amasra’da canın sıkıldığında hele ki moralin bozuksa kendini  her köşede  dinlendirip terapi yapabilirsin. Ruhunu nadasa bırakmak için en ideal yerlerden biridir. Akşamları yakomozu izlerken biranda kendinizi başka dünyada gibi hissedersiniz. Yalnız Karadeniz işte, hırçın dalgalarıyla meşhurdur. Onunla yarışta olmaz şaka da olmaz ,mutlaka kaybedersin…

 

1 Haziran 2020 Pazartesi

Kendinizi Hayal Ederek Başlayın!


Gösteriş olsun diye spor yapılmaz. Hem yapılsa da fiziğiniz hiç mi sizi ele vermeyecek? Her işte olduğu gibi spor da severek yapılmalı. Havanız kime? Uzaktan kolay gibi görünse de ciddi disiplin isteyen ve gün geçtikçe zorlaşan bir aktivitedir. Ve aynı zamanda vazgeçemeyeceğiniz bir tutku haline gelir. Ruhunuzu boşluğa bırakmayın sakın. Çünkü bedeniniz mutlaka sizden birgün hesap soracaktır.   Özgüveninize geri kavuşmak istiyorsanız hemen başlayın.

 


Noeli bekleyen mucizeler


Önemli olan sadece birilerini mutlu etmek değil mi? Her paketin desenleri verilecek kişilere göre özenle seçildi. Uzak yollardan zorlu yolculuktan sonra nihayet paketlendiler. Portakallı ördek yenir yenmez noel baba sabırsızlıkla hediyelerini bekleyen  merak dolu bakışları sırayla sevindirecek. Paketin içindekilerden çok hediyeyi açma heyecanı bambaşka haz veriyor. Kurdaleleri keserken ev  çığlıklarla yankılanıyor.   Ve mutlu son  ve Dans vakti.


İçine bir türlü giremediğim Parlemanto.


Brandenburger Tor str’ye çok yakın bir yer. Hep içini gezmek isteğim ve her seferinde pasaportumu yanımda getirmeyi unuttuğum için giremediğim bu Palemento binasına. Dış görünümüde özellikle hayran olduğum bina yapılarının arasındadır. İçerde eski meclisten toplantı odalarının olduğu söylenmişti. Tepesindeki cam kubbe Reichstag bir tasarım harikası kesinlikle. Zamanında tadilat görmüş fakat Doğu ve Batı Almanya’nın birleşmesini beklemiş.  Akşam saatlerine yakın giderim ki etrafa saçtığı ışıklarıyla beraber dakikalarca karşısında izlerim.  Yani hemen yanından geçip gitmem öyle.


Bir metrekare içine ne alır ki.


 Dünya buraya kadar işte. Yalan mı gerçek mi karar vermek zor. Belki sizin mezarınız bu kadar çiçek bahçesi gibi bile olmayacak. Bir önemi var mı ki. Eğer geride bıraktığınız sizi seven birileri olursa o zaman senede birkaç defa  çiçek buketleriniz olabilir.  İşte tüm hayat binlerce metrekareden alınıp  bir metrekareye bir kavanozun içinde saklanıyor. O geniş alanlar adını bile koyamadığımız dünyada başka ölümlülere kalıyor. Mutlu olmayı seçerseniz mutlu ölürsünüz.  Anda kalın ve güzel yaşayın ve doğal yaşayın.


İçinizdeki sesi susturmayın!


Hayatınızın değişmesine sebep olacak mucizevi sese kulak verin . Eğer bir yerden başlamak istiyorsanız ilk adımı kendiniz için daima siz atmalısınız. Ne kadar önemli hissedersiniz kendinizi ozaman önem vermeye başlarsınız. Başkalarının bulguları altında kalmadan kendinizi keşfedin ve daima yeniliklere açık olun. Unutmayın bu hayat sizin!


Nedir bu içimdeki İtalyan Sevgisi


Restoranın en özel ve güzel  köşesinde otururken herkesin Bella diye seslendiğini görüyorum. Gözlerimin içine bakarak üstünde dumanı bile havalı  muazzam sosuyla Fettuciniyi getirdi masama. Restoranın sahibi en duygu dolu hislerle yapılan bu yemeği anlattı bana. İşte  Aşk başlamıştı. Ve benim için bilhassa kendisinin hazırladığını söyledi. Özenle yoğrulmuş hamurlar büyük bir ustalıkla kesilmişti ve artık yemem için önümde beni bekliyordu. Önden minik bir yudum kırmızı şarap tabiki. Çatalın kenarını bıçakla son hamle ile sıyırırken anladım ki bazen aşlar kısa sürermiş. Daha fazla zaman kaybetmeyin. Sevgiliyle yapılan en güzel yemektir makarna tabi sevgiliniz varsa. Mutfağa girin ve tüm cevherlerinizi gösterin ona .
 


Herzlich Willkommen !


Şuan sen uyuyorsun. Ve bir hafta boyunca ben hergün yeniden yeniden burada senin için beklicem. Az önce gördüğün kabuslar  yüzünde üzüntü yapmış olacak ki  iyi ki ben varım. Masaya yaklaştığında beni göreceksin . Portakal ve çilek marmelatların önünde beş dakikadır  hazır bekliyorum. Ve dudağını aşağıya doğru asılması birden yukarı doğru kalkacak ve olumsuzlukların yerini bir tebessüm alacak. Hadi  Gülümse ve beni ye J

 


Hayal etmenize gerek yok.


Baktığında görebileceksen bak demiş adamın biri. Sadece bak ve hisset. İki cihan ancak böyle bir araya gelir. Renkler doğa ile buluşursa gerçek ortaya çıkar. Değiştirmeye çalışma beni,ozaman tüm benliğim kaybolour, hesevisimi kırarsan bir daha bana bakamazsın. Doğayı sevin sadece. İşte bütün mesele bu.


Dünyaya bazen tersten bakın.


Monotonluk yeniliğe kapalı olmaktır aynı zamanda. Çünkü yolunda gitmeyen işler, değişmeyen düşünce yapıları,istikrarsızlık,kapalı kutunun bir türlü dışına çıkamamak. Hep aynı şeyleri yapmaktan bıkması lazım bir insanın. Bakış açıcınızı değiştirin. Aynı yoldan gitmek, aynı yöntemle tüm problemleri çözmek herzaman doğru sonuçlara götürmez. Bazen tersten bakın dünyaya, işte o zaman tüm bu belirsizliklerin cevabını göreceksiniz.


Bir Fincan Sır


Hayatını bir anlamda değiştirip tüm cevapları bir Kahve fincanın içinde aramak. En  iyi arkadaştır o. Her sırrı saklar ve paylaşmaz kimseyle.işte bu senin mutluluk saatin. Düşündükçe düşündükçe kendine getirir insanı. Açıl açılabildiğin kadar. Uyan ve artık karar ver .