31 Temmuz 2021 Cumartesi

Simyacı-PAULO CEOLHO

 



Herkesin kendi kişisel menkıbesi vardır.

Kitabi elime bir heyecanla alıp on katı heyecanla bitirdim. Anlıyorum ki hayatında ne hedef koyduysan ne yapmak istiyorsan önce ne istediğini çok iyi bilmen gerekiyor. Ve asla pes etmemen çok önemli. Çünkü pes edeceğini hissettiğin yerde mutlaka bir ışık olacaktır. O ışığı iyi takip etmek ve simgeleri doğru kavrayabilmek gerekiyor. İsteğimizden emin isek artık nasıl, hangi yolla yola koyulayacağımız önemli. Evrenden gelen seslere kulak vererek karşımıza çıkan herkesin ilham kaynağı olduğunu unutmamalıyız.

Bir gün herkes kendi hikayesini yazacak.

En karanlık an şafak sökmeden önceki andır.

Araştırma her zaman acemi şansı ile başlar ve her zaman fatihin sınavı ile sona erer.

Kötülük insanın ağzından giren şeyde değildir, kötülük oradan çıkandadır.” Dedi Simyacı”

Bilgeler, doğal dünyanın cennetin bir görüntüsünden ve bir suretinden başka bir şey olmadığını anladılar. Tek gerçek şudur ki, var olan bu dünya bundan daha mükemmel bir dünyanın var olduğunun güvencesidir. Tanrı bu dünyayı, insanları görülen nesneler aracılıyla manevi, öğretileri ile bilgisinin mucizelerini anlayabilsinler diye yarattı. İşte buna Eylem diyoruz.

Benim kişisel menkıbem bulutun damlalarını gelen en hızlı rüzgarla yanaklarımda hissetmem.

Felsefe taşı // ebedi hayat iksiri/ Urim ile Tummin / Zümrüt Levha

HERTA MULLER / Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım

 




2009 yılı Nobel Edebiyat ödülünün sahibi Herta Müller’den ilginç, güzel, sakin anlatımlı dramatik bir kitap.

Herta Müller Romanya'da azınlık olarak yaşayan bir Alman ailenin çocuğu olarak 1953'de dünyaya gelir. Babasının Nazi sempatizanı olmasının ve Çavuşesku'nun faşist yönetiminin daima karşısında durur. Romen gizli servisi ile işbirliği yapmadığı için işinden kovulur, pek çok kez sorgulanır ve türlü suçlamalar sonunda ülkesini terk edip Almanya'ya yerleşir. 2009 yılında Nobel ödülüne layık görülen yazar hala Berlin'de yaşamaktadır.

Bu kitabı ilk tercihlere konulduğu zaman ilk sırada dikkatimi çekmişti. Kurada ben başka numara söylememe rağmen bu kitabın çıkması beni sevindirdi. Her zaman ki gibi önsöz ve ve arka kapağı önce okudum.  İlk sayfayı çevirdikten sonra yazarın tasvir gücünün ne kadar büyük olduğunu fark ettim. Betimleme örnekleri açısından çok kıymetli. Okurken sıkıcı gibi gelse de doğru konsantre olunduğuna bir insanın hayatının tasvirlerle beraber olaylar arasındaki geçişini öne sürdüğünü herkes fark edebilir. Araştırmalarıma göre diğer kitaplarında da benzer anlatımla yazmış. Değişen sadece başlıklar. Sürekli geçmiş sorgulanıyor. Ben okurken hiç tramvaydaymış gibi hissetmedim. Sanırım dikkat çekici kısmı da burası. Ara ara tramvay sözcüğü geçtikçe öyle aklıma geliyordu. Çevresindekileri inceliyor sürekli. O kadar güzel bir kurgu oluşturulmuş ki bazen tramvaydasınız bazen de bir evde dışarıda sokaklarda, bazen geçmişte, bazen gelecekte ve birçok yerde kendinizin buluyorsunuz. Özellikle aradaki geçişleri fark edemeyişiniz çok etkileyici.

Aslında 1,5 saat süren bir tramvay yolculuğu. Ama koca bir ömür sığdırılmış. Etrafta olan bitenleri anlamdırarak ve sorgulayarak bakmayı gösteriyor. İşte bu da bence yazarın ustalığını gösteriyor. Kitapta sürekli tekrar eden temalar korku ve totaliter rejimdir. Bütün olaylar da bu iki unsur etrafında şekilleniyor. Korkunun ve diktatörlüğün insan psikolojisi üzerinde etkileri yazarın en çok üzerinde durduğu konudur.

Komünist ve baskı rejimi altında yaşayan insanların ruh halleri, ahlak dışı tüm ilişkiler, yaşanılan sorunlar, uğradıkları psilokojik ve fiziki baskılar, yani bu rejimdeki zor durumlar açıkça anlatılmıştır.

,
Aklımda kalan Karakterler:İsimsiz kadın kahramanı,Albu  , Anton,Paul, Micu, Emil , Mara,Kundura tamircisi Vera’nın eşi, Vera//eli şifalı,Martin ,Anastasia

Not aldığım yerler:

-Yüreğinde yanlış yağmış karı sf:34

- Paul bana ilk kocamı sorduğunda – Herşeyi unuttum, artık hiçbir şey bilmiyorum diyorum. Sf:32

-Ararsan her zaman bulursun birini, sonra seversin.sf:48

-Biliyorum büyük adımlar atılabilir, insan aynı anda hem adım atıp hemde nefes alabilir.sf:189

 

 


 

Bartleby ve Şükerası - Enrique Vila-Matas / Katıp Bartley - Hermann Menville / Ret Yazarları

 

Ret Yazarları

Bartleby ve Şükerası / Enrique Vila-Matas

Yazmak ya da yazmamak işte bütün mesele bu…

Kitapta bu kadar çok kitap örneği verilmesi heyecan vericiydi. Kendime bazı kitap isimleri not aldım. Çok fazla yazar ve kitap ismi geçtiği için kalemi neredeyse elimden bırakmadım. Bu yüzden kütüphanemde sürekli olarak yerini alan kitaplar arasında kalacaktır. Normal şartlarda bilgi paylaşımın çoğalmasını savunduğum için okuduğum kitapları köy okulları ile paylaşıyorum. Kitaplıkta tozlanmasının bir manası yok diye düşünüyorum. Ayrıca yazmak üzerine düşünen kişiler bu kitapları kesinlikle okumalıdır. İçi dopdolu bir kitap okudum.

Kitabın Kambur anlatıcısı aşkı o kadar çok masumiyetle sergilemiş ki duygulanmamak elde değil. 89. Sayfada özellikle birkaç cümle beni çok etkiledi.’ Âşık oldum. Ben, zavallı, yaşlı ve kambur İspanyol, karşılık bulma umudu olmadan, âşık oldum…’

186. sayfadaki bu cümle de çok düşündürücüydü. ‘Konuşmak var olan saçmalıklara katılmaktır.’

Katıp Bartley / Hermann Menville

‘Sürekli yapmamayı tercih ederim. ‘ diye söylenmesi soru işareti olarak düşündüm. Ama haline çok üzüldüm. Neden o hale geldiğine anlayamadım bir türlü. Bakıldığında kurallara uymayan bireyin yaşama hakkı nedir? Ve bu  şekilde özgür nasıl yaşanılır?

Bu ve bazı kitapların yazarları, yazar hayattayken değil daha sonradan üne kavuşuyor. Herman Melville’ de 20 Y.Y. ile modernist edebiyat için önemli rol almış demektir. Kimi yazarların ünü ve değerli oluşları iyi yazmalarındandır, kimisi de hiç yazmamalarından. Bir de üne kavuşup ortadan kaybolanlar var.

 

Başlardaki çok verimli çalışıyordu. Yazılarını sessiz, donuk ve mekanik bir şekilde yazıyordu. Sonradan kendini bırakıyor ve üzücü şekilde açlık orucu ile hayata veda ediyor. Düşünme ve konuşma yeteğini mi kaybettiğini düşünmüştü? Bartleby hikâyesi beni içten etkiledi.  Kâtip Bartleby ruhlu yapmamayı tercih eden güzel insanlar...

 

 


 

 

 

 

 

12 Nisan 2021 Pazartesi

Türlü Renkli Adı Gibi Elvan Sofraları

 


 Huzur dolu İrfan sofrasından sesleniyorum. Baktığında yeşil, baktığında mavi, baktığında kırmızı, baktığında gözünü ayıramayacağınız bir tablo. Hazırlanmaya başlarken kokular inceden donatıveriyor heryeri. Her oturduğumda karlı dağları izler gibi, vapur geçişlerini uçtan uça süzer gibi izledim. İki mutlu insanı el ele  gördüğünüzde inceden yüzünüze inen tebessüm şimdi burada yaşanıyor. 

 

 

Kalabalık pazarın en güler yüzlü balıkçısından alınmış çuprayı özenle doğranıp çiçek resimli beyaz küçük bir tencere ile geri teslim ediliyor. Balıkçılar da tencereyi görünce ‘çok şekermiş tenceren abla’ diyorlar. Çünkü sıfır atık konusu özenle işleniyor. Salata en taze organik satış yapan  yerden alınıyor. Amasralıyım diye salatanın özenle süslenip sofraya dâhil edilmesi ayrı bir incelik. Zarafet  kokan tüm doğallığıyla bambu tabakları çok anlam katıyor. Minik çini kaşıklarımız, ahşap şirin çatallar havasıyla gelmiş. Güveç kâselerde  ısıtılmış ekmekler, yeşillikler, mis gibi tereyağlı makarna ve yanındaki soslarla İtalyan makarnalarını aratmıyor. Haşlanmış sebze cümbüşü, yapımı yoğurt sofrayı coşturmuş durumda. Ve daha neler neler. Sofranın ortasına doğru kendini göstermeye çalışan  bir avize, deniz kabuklarından yapılmış, salladıkça sesiyle sohbete karışıveriyor.  Sohbetler öyle yerlere gelmiş ki; bir bakmışsın gözler dolmuş, bir bakmışsın yaşlar akmış, bir bakmışsın kahkahalar atılmış ortalık iki kişilik bayram yeri.  Asıl durumda burada, o kahverengi ahşap ve yuvarlak masanın kulakları bizi ne kadar duyduysa kadar ortak oldu bize. Aslında o masadaki her şey eşlik etti bize. Sanki hiçbir şeye dokunulmamış gibiydi, yeniden çoğalıyordu.

 

 İşin özü Azizim yüreğin ta içinden yapılan tüm dokunuşlar  bu sofraya günlerdir çok fazla şey kattı. Hiç bir beklenti olmadan, karşılık beklemeden, sadece anı anlamlaştırarak yaşamak adına mutluluğun bedava olduğun ispatladı. Her bir güne ayrı bir kompozisyonla gelen bu sofrada çok anılar, duygular paylaşıldı. Boşuna İrfan sofrası demiyorum. Küçücük bir anı bile benim için ders niteliğindeydi. Öğretici adımlarla daima ileriye bakarak bilgiler kitap gibi sıralandı.  Sofra bahaneydi dostluk şahaneydi. 

 

 



9 Ocak 2021 Cumartesi

Zamana Karşı

 





Zamanı öyle bir kullanın ki İnsanlar sizi kendi amaçları için kullanmasın. Başkalarının zamanlarını kendi çıkarları için çalmak çirkinlikten öte bişey değildir. Bir günde gelir senin tüm hayatının zamanını çalarlar. Ve sen sadece kaybedersin… İşte zaman döngüsü.

Yalan söylemek anı kurtarmaz asla .Sadece zaman  ve insan değerini yok eder. Ve herkes asla söylemez. Sadece bazıları  vardır ki ; kendine özgüveni zayıf olan kişiler ve kötü insanlar söyler. Beyaz yalanlar vardır birde, iyilik peşinde koşanlar içindir ,sonu güzellik olana sözüm yok asla… İyi insan olmaktan vazgeçmeyin. İyi insanlar zamanın değerini bilirler ve hayat onlarla güzelleşir.

14 Haziran 2020 Pazar

SEVGİLİ KRAL’IN HAVUZU



 Antalya’nın çok bilinmeyen yavaş yavaş ta ziyaretçi akınına uğrayan güzelliği Kral Havuzunu ziyaret ettim. Bu güzelliğe ulaşmak için arkadaşlarımla yaşadığımız anları paylaşmak istiyorum. Herzaman böyle güzel heyecanlı bir plan yapmak için sizi tetikleyen birileri olmalı hayatınızda. Benimde öyleydi. İzmir’den Antalya’ya ziyaret amaçlı gelen kız arkadaşım Öznur gelip sevdikleri ile kısa zamanda vakit geçirmek  için plan yapıp beni aradı. Tesadüfen internet sayfalarında Kral Havuzunu fotoğraflarından beğenerek ani bir kararla burayı ziyaret etmek istediğini benimle paylaştı. Madem öyle diyerekten ertesi gün çoktan öğlen   vakti  yoldaydık.

 Antalya’nın Serik ilçesinde Gebiz beldesine bağlı Kozan Köyünde bulunan bir doğa harikası burası. Kral havuzuna gitmek için Antalya Gebiz yolu üzerinden ilerlemeye başladık .Gebiz’e geldikten sonra ortalama 20 km daha yolumuz vardı. Ve  tabelalar biraz kafa karıştırabiliyordu.  Navigasyona  önce Kozan köyü yazarak  asfaltta devam ettik . Sonra bir yerde tıkandık ve yanlış yola girdiğimizi anladığımızda artık çok geçti. Ortalama  7 km yolu geri dönmek zorunda kaldık. Belli bir süre sonra benim internetim çekmemeye başladı. Sadece Öznur’un interneti aktif ki ama  şarjı bitti J Allah’a emanet bir süre yollarda keyif çıkara çıkara gittik. Tabi bulamadığımız için hem eğleniyor hemde göremeden geri dönecekmiş hissi oluşmaya başladı. Aracı süren arkadaşımız Aykut “Hemen pes etmeyin , Kral’ı ziyaret etmeden dönmek yok ” dedi. Telefonu şarj ettikten sonra navigasyona “Pednelissos Restoran” yazarak yolu bulmaya çalıştık. Hatta bir ara yanımıza aldığımız piknik malzemelerini açıp artık pikniğimizi yapıp gidelim diye düşündüm. Yolu bulmak için belki yirmi kişiye kadar  sorduk. Restorana gelmeden çatısında Türk bayrakları asılı bir taş evin önünde iki sevimli nineye yolu bir kez daha sorduk. O kalplerinden geçen yardımseverlikleri ile  kabristanı geçtikten sonra diye tarif ettiler. Ama sonrasında bir kabristan daha var. Artık ulaştığımızda akşam beş olmuştu. Ormanın içinden ortalama yirmi  dakika patika yoldan kırmızı beyaz çizgileri takip ederek  kadar yürüdük.


 Hedef görünmüştü artık. 400 metre yükseklikte bulunan Yukarı Uçansu Ve Aşağı Uçansu şelaleleri ile zirvesindeki Kral Havuzunu her şekilde görmeye değer olduğunu hepimiz anladık. Hayal edin, ormanın için de şehrin gürültüsünden tamamen uzak bir yerde doğal havuza girip cenneti tadıyorsunuz. Bu tada sadece Aykut bakarak muhteşem ötesi bişey olduğunu bize anlattı.  Yola çıkmadan önce Gebiz’in içinde küçük marketten piknik için alışveriş yaptığımız malzemeleri, evden getirdiğim örtünün üstüne koyduk. 1 şişe şarap ve yanında hafif yiyebileceğimiz peynir, galeta ve meyve. Suyun kenarında ağaçların altında  sakin bir yer bulup artık doğanın içinde mis gibi  havanın zevkini çıkardık. Fotoğraf çekmeye de kimse doymuyor.  Kadehler tokuşurken sadece güzel şeyler konuşmaktan ötesi yok gerçekten.  Bol bol gülerken, stres attığını tüm bedeninin ayak uçlarına kadar hissediyorsun. 

 Hava kararmaya başlarken, bu yolun birde dönüş düşüncesi aldı derdim ama, sonuçta gülen suratlar ortaya çıkınca pek gerek kalmadı. Başından sonuna kadar macera dolu bir gün anılarımıza güzel bir kare olarak eklendi.


Ruhuna katkıda bulunmak isteyen herkes buraya mutlaka uğramalı!




 

 

 

 


8 Haziran 2020 Pazartesi

Paflagonya’da Amastrist’den Amasra’ya ...



“La la Çeşm-i Cihan bu mudur ola” Fatih Sultan Mehmet’in sözüyle bir giriş yapayım. Dünyanın gözbebeğidir benim memleketim.  Ey  Fatihim sen fetetmeseydin nereli olurduk kimbilirJ Mustafa Kemal Atatürk‘te “ölmeden önce herkesin görmesi gereken Cennet”demiş. Karadenizin incisidir Amasra .

Hayatımda ilk kez ayaklarımı denize soktuğum gün ayaklarımın altında minik yengeç yavruları gezindiğini farketmiştim. Önce anlamaya çalışmıştım ve sonra o minik yengeçcikler kabuklarından çıkmaya çalışırlarmış meğer. Ve ordan yeni hayatlarına doğru … Suyun rengine  uzaktan bakınca mavi yeşil,yakından bakınca dupduru olur hep. Denize ilk girdiğim günü hatırlıyorum da  , beni çok korkutmuştu. Ama sonrasında ayrılmak daha zor gelmeye başlamıştı. Amasra’nın havasına da suyuna da alışınca ayrılmak her türlü zor gelir insana. Lise zamanında seyahat acentacılığı ve tur operatörlüğü okuduğum için tatil dönemlerinde rehberlikte yapmıştım. Bakanların gelip gezime katıldığı gün heyecandan kalbim patlayacak sanmıştım. Tüm Tv programcılar da olunca insanın karşısında daha bir eğlenceli hale gelmişti. Direklikayanın orda bir kayaya çıkıp Amasra’nın tam tarihi anlatacakken dilim tutulmuştu. Öğretmen grubu da olduğundan,  bana destek için kocaman bir alkış kopararak adımla beraber beni kendime getirip özgüveninim yerine gelmesini sağlamışlardı. Kendi anılarımdan biraz çıkıp Amasra ‘yı ufaktan bir tur attırayım. Hatta öncesinde o kayanın üstünde anlattığım  Amasra adını nasıl aldı kısa anlatayım.

Amastrist Amasraya’ya adını veren Kraliçedir.3 bin yıllık bir aşk hikayesidir bu. MÖ. 2. YY. da yaşamış olan Pers prensesi olan Amastrist’in hayatı siyasi evliliklerle geçmiş. Amastris İskender’in baldızıdır. Büyük İskender’in son Pers işgalini kazandığı sırada generali olan Craterus’u Amastris’le evlendirilir. Fakat çok geçmeden bu evlilikte son bulur ve başka evlilikleri de olur. Tüm evliliklerden iki çocuğu dünyaya gelir. Bu zamanlarda Sesamos olarak bilinen Amasra’ya hayran kalır. Bu kentin adını AMASRA olarak değiştirir ve kenti hemen imar ettirir. Amastrist çok güçlü olmasının bedelini MÖ.284 yılında kendisini çekemeyen oğulları tarafından boğularak öder. Ama bu güzel kasabayı bize hediye olarak bırakır.

 


Boztepeden hemen başlayalım. Birçok kişi  oraya sevgilisi ile rahat rahat görüşmek için en tepesine kadar çıkıp ordan  güzel manzaranın tadını çıkartırlar. Sevgili dediysem aileler de elbette çıkabiliyor JMis gibi kokan susam çiçeklerinin arasında vakit  geçirmek bambaşka bir duygudur.

Kemere köprüsünde dur bakalım.  Sormagir ve zindan kalesini birbirine bağlayan köprüdür.Boztepeye çıkmak için önce bu köprüyü aşmanız lazım. Ama öncesinde köprüde bol bol zaman geçirin ki güzelliği içinize çekin. Bir tarafında tavşan adası diğer tarafında Boztepe . Tavşan adası adı üstünde tavşanlar yaşıyor hala. Avlanman yasak tabi. Arada balıkçılar gidip yemek bırakırlar. Dürbünle bakarsanız   mutlaka kadrajınıza birtanesi girer.

Kaleiçine doğru ilerleyelim artık. Bizans dönemine ait Cenevizliler tarafından ciddi onarımlar görmüş ve kalenin her bir köşesinde çok değerli eserler yer almaktadır. Cenova armaları ,eros medusa, kartal,öküzbaşı gibi figürler vardır. Atatürk portresinden de bir panorama çekmeden olmaz.

Direkli Kayaya doğru inelim şimdi.  Cenevizlilier tarafından geçmişte inşa edilmiş ve asıl amacı  önce denizi gözeklemek olduğu biliniyor. Kraliçe Amastrist’e ait  için bir havuz yapılmış içerisine.Günümüzde yine hoşça vakit geçirilebilecek bir yer kesinlikle.

Hadi buradan tarihi çekiciler sokağına geçelim. Değerli zanaatkarların ellerinden El emeği göz nuru dediğimiz, aklınıza gelebilecek birçok yöresel hediyelik eşyayı burada bulmak mümkün. Asıl işin kökü ağaç oymacılığı elbette. Farkı da bu zaten.

Kadınlar pazarına girmeden olmaz. Amasra şivesiyle Galla Bazarı J Vefakar ve emektar kadınlarımızın ellerinden doğan cennet bahçesi burası. Bakraçlarda yapılan köy yoğurtlarından,peynirlerinden  tutun , tazecik kendi yetiştirdikleri sebze-meyveye , reçellere kadar. Bu yöresel ürünler için bu pazara uğramadan geçilmez. Tontiş teyzelerle biraz sohbet için mutlaka girmeniz lazım.

Alışveriş bittiğine göre Mendirekte biraz dinlenip biraz  da yürüyüş yapalım. Sağ tarafında küçük küçük balıkçı  tekneleri sıra sıra dizilidir. Hepsinin çok güzel isimleri konulmuştur. Küçük esnaf balıkçı lokantalarında balık salata yemeden ayrılmayın. O salatayı dünyanın hiçbiryerinde yemek asla ve asla mümkün değildir. Yaz mevsimi geldiğinde küçük esnaflar midye tavacılar ,gaydurmacılar açar tezhahlarını. Yimeden edemesiy ha. Ben anatayında sen dinle J Enerji depolandığına göre   dalgakıranın üstünde gezmek ayrı bir havaya sokar  insanı arada  aman dikkat başdöndörür.

Bedestenimiz var birde .Yeşillik içinde bir yürüyüş istersen bedestene doğru yol almalısınız. Amasraya adımı attığında oksijeni içine çekerken anlarsın havasının ferahlığını. İyice  depolama yapın ki  her zaman bu havayı bulmak nasip olmaz. Havasıyla insanı  sarhoş eder.

Amasra’da canın sıkıldığında hele ki moralin bozuksa kendini  her köşede  dinlendirip terapi yapabilirsin. Ruhunu nadasa bırakmak için en ideal yerlerden biridir. Akşamları yakomozu izlerken biranda kendinizi başka dünyada gibi hissedersiniz. Yalnız Karadeniz işte, hırçın dalgalarıyla meşhurdur. Onunla yarışta olmaz şaka da olmaz ,mutlaka kaybedersin…